Tevhid

İnancı

.:: Ana Sayfa ::. .:: Profilim ::. .:: Topsites ::. .:: Arşiv ::.
http://byfiles.storage.live.com/y1p41_6nzHewRX0gO1zCqe-1OO-n0uShtKvssceV1Gxd80QtORvbTXRyOaJgJe5XIdIcrqVz9ZGuNo (63 bytes)

Hakkımda

------Selef-i Salihîn-----

Bağlantılarım

Kategoriler

Arkadaşlarım

sudeys

EHL-İ SÜNNET VE'L-CEMAAT

defter

Pazar, Eylül 7, 2008 - Ölüden Yardım İstemek Şirktir

Kategori: Tevhid

 

Bismillahirrahmanirrahim 

                                      

Ölüden Yardım İstemek Şirktir

 

Müşrikler, salih gördükleri kimselerden, kabirde yatanlardan istekte bulunuyor, onlara dua ediyor, onlardan yardım bekliyorlar. İhtiyaçlarını Allah'tan (c.c.) isteyecekleri yerde ölülerden istiyor, Allah'ın (c.c.) bunlara tasarruf yetkisi verdiğine inanıyorlar. Oysa bu salihlerin bizzat kendileri Allah'a (c.c.) ve Allah'ın (c.c.) rahmetine muhtaçtırlar. Şimdi bunlar kendileri için bile hiçbir şekilde zarar ve yarar verme gücüne sahip değillerken, nasıl olur da başkaları için yarar veya zarar sağlayabilirler?

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Eğer onları çağırırsanız, sizin çağırmanızı işitmezler, isitseler bile size cevap veremezler. Kıyamet Günü ise onlar, sizin (onları Allah'a) ortak koşmanızı tanımazlar. (Bu gerçeği) Sana her şeyden haberi olan Allah gibi (hiç kimse) haber veremez." (Fatır: 35/14)

" İnsanlar biraraya getirildiği zaman, (onların Allah'tan başka taptıkları) onlara düşman kesilirler ve (kendilerine ibadet etmelerini de) tanımazlar." (Ahkaf: 46/6)

İnsanlardan kimileri, şirkin sadece putlara tapmak anlamına geldiğini ve sadece putlara tapan kimsenin müşrik olacağını zannediyorlar. Oysa ayette, Allah'la (c.c.) birlikte nebilere, salihlere, meleklere ve bunlardan başkalarına dua eden kimselerin de müşrik kapsamına girdikleri açıkça ifade edilmektedir. Ölülerden ve gaip kimselerden medet beklemek, onlara dua etmek, herhangi bir yarar ve zarar verme gücüne sahip olmayan kimselerden istekte bulunmak da, bir daha işlenmemek üzere tevbe edilmediği sürece bağışlanmayan büyük şirk türünden amellerdir ve ihlas kelimesiyle çelişmektedir.

Tevhidin ve "La ilahe illallah" kelimesinin ne anlama geldiğini anlayabilmek, ancak şer'i deliller üzerinde çok iyi düşünmekle mümkün olur. Kul Allah'tan (c.c.) yardım isteyerek şirkten ve şirke sebep olabilecek amellerden korunur.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"De ki: Allah'tan başka ilah olduğunu sandıklarınızı çağırın, sizin bir sıkıntınızı gidermeye ve onu değiştirmeye güçleri yetmez." (İsra: 17/56)

Ayet, meleklere, Mesih İsa'ya (a.s.) ve onun annesine ibadet (dua) edenlerle ilgili olarak inmiştir.

Ayrıca Allah (c.c.) bu müşriklerin, Allah'a (c.c.) dua eden ve kullukta bulunan müslümanlara muhalefet ettiklerini de açıklamıştır.

 

 

Ölüler İşitmezler İşitseler Bile Cevap Veremezler

 

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Allah'ın dışında, kendileri için göklerden ve yerden hiçbir rızka, hiçbir şeye malik olmayan ve buna güçleri yetmeyen şeylere mi tapıyorlar?" (Nahl: 16/73)

"De ki: "Allah'ın dışında (ilah diye) öne sürdüklerimizi çağrın. Onların göklerde ve yerde bir zerre ağırlığınca bile (hiçbir şeye) güçleri yetmez; onların bu ikisinde hiçbir ortaklığı olmadığı gibi, O'nun bunlardan hiçbir destekçi olanı da yoktur. O'nun katında izin verdiğinin dışında (hiç kimsenin) şefaati yarar sağlamaz. En sonunda kalplerinden korku giderilince (birbirlerine.) "Rabbiniz ne buyurdu?" derler, "Hak olanı" derler. O, çok yücedir, çok büyüktür." (Sebe: 34/22-23)

Allah (c.c.): "Kendilerine dua edenleri duymazlar" diyerek duaların bunlar tarafından işitilmediğini haber vermektedir. Onlar ölmekle, onlardan uzaklaşmış, hangi amaçla yaratılmışlar ise, onunla meşgul bulunmaktadırlar. Melekler gibi emrolundukları şeyi yerine getirmek zorundadırlar.

"Eğer işitmiş olsalar bile, size cevap veremezler." Çünkü bu, onların elinde olan bir şey değildir. Allah (c.c.) kullarından hiçbirisinin ne direkt olarak ne de vasıta olarak dua ile çağrılmasına izin vermemiştir. Daha önce bununla ilgili bazı örnekler geçmişti.

"Kıyamet Gününde şirkinizi inkar ederler" demekle de, Allah'tan (c.c.) başkasına dua ile çağırmanın şirk olduğunu bildirmektedir. (Anlaşıldığına göre, bunlar birtakım salih kulları dua ile çağırmaktadırlar. Oysa ki salihler, onların işledikleri bu şirkten uzaklaşarak, müşriklerden tebberride bulunuyor, onlarla ilgilerinin olmadığını söylüyorlar. Çünkü onlar, Allah'tan (c.c.) başkasını çağırmaktadırlar. Sözde müşriklerse bu salihleri sevdikleri iddiasındalar.)

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Kendilerine güç (izzet) sağlasınlar diye, Allah 'tan başka ilahlar edindiler. Hayır; (o yalancı ilahlar) onların tapınışlarını inkar edecekler ve onlara karşı çelişkiye düşecekler." (Meryem: 19/81-82)

İbn Kesir, "Kıyamet Gününde şirkinizi inkar ederler" sözünü, sizden ilgi ve bağlarını koparırlar diye tefsir etmiştir.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Allah'ı bırakıp Kıyamet Gününe kadar kendisine icabet etmeyecek şeylere tapandan daha sapmış kimdir? Oysa onlar, bunların tapmalarından habersizdirler. İnsanlar haşrolunduğu (bir araya getirildiği) zaman, (Allah'tan başka taptıkları) onlara düşman kesilirler ve (kendilerine) ibadet etmelerini de tanımazlar." (Ahkaf: 46/5-6)

"Eğer onlara dua ederseniz, duanızı işitmezler, işitseler bile size cevap veremezler. Kıyamet Gününde ise sizin şirk koşmanızı tanımayacaklardır. (Bunu her şeyden) Haberi olan Allah gibi sana (hiç kimse) haber vermez." (Fatır: 35/14)

İşlerin sonuçta nereye varacağını, ne gibi sonuçlar doğuracağını Allah'tan (c.c.) başkası asla haber veremez.

Katade:

"Yani bizzat yüce Allah'ın (c.c.) kendisi gibi" der. Çünkü kuşkusuz olaylardan en çok haberdar olan yalnızca Allah'tır (c.c).

Müşrikler, her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan Allah'ın (c.c), ilahları hakkında bildirdiği hiçbir şeyde O'na teslim olmazlar. Çünkü bunlar mabutlarının malik olduğunu, işittiğini, icabet ettiğini, kendisini çağıranlara şefaatte bulunduğunu iddia eder, her şeyden haberdar olan Allah'ın (c.c.) verdiği habere dönüp bakmak bile istemezler. Halbuki Allah (c.c), Kıyamet Gününde tüm mabutların, kendilerine dua edenlere düşmanlık edeceklerini ve onlarla hiçbir bağlarının olmayacağını haber vermiştir.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"O gün, onların tümünü bir arada toplayacak, sonra şirk koşanlara: 'Siz de, şirk koştuklarınız da yerlerinizden ayrılmayınız!' diyeceğiz. Artık onların arasını açmışızdır. Şirk koştukları derler ki: "Siz bize ibadet ediyor değildiniz. Bizim ile sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Gerçekten biz, sizin ibadetinizden habersizdik.

İşte orada, her nefis önceden yaptıklarıyla imtihana çekilmiş olacak ve onlar gerçek mevlaları olan Allah'a döndürüleceklerdir. Yalan yere uydurdukları da, kendilerinden kaybolup uzaklaşacaktır." (Yunus: 10/28-30)

(Bu müşrikler hal dilleriyle onlara dua ve çağrıda ısrarlıdırlar. Allah'ın (c.c.) kendilerini uyarmasına rağmen yine de onlardan medet umarlar. Oysa ki medet ve yardım yalnızca işiten, gören ve her hayır elinde olan Allah'tan (c.c.) beklenir. Ayet, bu gerçekleri ifade ederken, onların böyle bir şey söylediklerine ilişkin açık ve net olarak bir ifadeleri yoktur. Çünkü İbrahim'in (a.s.) kavminin ve babasının cevabından hikaye olunandan anlaşılan budur. İbrahim (a.s.) onlara:

"Çağırdığınızda (dua ettiğinizde) sizi duyarlar mı, ya da size menfaat sağlar ve zarar verirler mi?" demişti. Kavmi ise buna açık ve net bir cevap vermekten kaçınmıştı. Verdikleri cevap:

"Aksine atalarımızı böylece yapar bulduk" olmuştur. Onların böylesi bir cevap vermelerinin sebebi, doğru cevaptan yan çizmek istemeleridir.)

Mücahid şöyle dedi:

"Biz, sizin ibadet etmenizden habersizdik" ifadesi, Allah (c.c.)'tan başka tapınılan tüm şeyleri içine alır. Hepsi de bunun içine dahildir. (İbn Cerir)

Akıllı kimse, hüccet, nur ve burhan olmaları bakımından bütün bu ayetlere iman eder ve ameliyle bunlara yönelir. Kendi adlarına bile bir şeye malik olmayan, bir menfaat sağlayamayan, bir zararı defedemeyen Allah'tan (c.c.) başka tüm şeylerden yüz çevirir ve yalnızca bir tek olan Allah'a (c.c.) yönelir. Amellerini sadece Allah (c.c.) için yapar.

 

 

Ölülerden Yardım istemek

 

İbn Kayyım der ki:

"Şirkin çeşitlerinden biri de, ölülerden ihtiyaçlarının giderilmesini istemek, onlardan medet ummak ve onlara yönelmektir. İşte bu, dünyadaki şirkin temelidir. Oysaki ölünün amel defteri kapanmıştır, artık kendisine bile fayda ve zarar sağlayamaz. Durum böyle olunca nasıl olur da bunlardan medet beklenir, istekte bulunulur ve kendilerinden şefaatçi olmaları istenir. Bu durum kimin şefaatçi olabileceğini ve katında şefaat istenecek olanların kimler olduğunu bilmemekten kaynaklanmaktadır. Bu konunun geniş açıklaması şefaat bölümünde ele alınacaktır."

Hanefi fıkıh kaynaklarından "Fetava el-Bezzaziye"de şöyle denir:

"Alimlerimiz şöyle demişlerdir:

"Kim, 'Meşayihin (şeyhlerin, büyüklerin) ruhları hazırdır, olanı biteni bilir' derse, kafir olur."

Şeyh Sunullah Hanefi:

"Gerek sağlıklarında gerekse ölümlerinde olsun velilerin keramet yoluyla tasarruf yetkileri olduğu iddiasına kalkışanlara reddiye" adını vermiş olduğu kitabında şöyle der:

"Bu tür şeyler bugünlerde bu ümmetten kimi cemaatler arasında zuhur eden şeylerdir. Bunların iddialarına göre velilerin sağlıklarında olsun, ölümlerinden sonra olsun, tasarruf yetkileri vardır. Bir kimse sıkıntıya düşünce, başı dara gelince, onların himmetleri sayesinde bu sıkıntıları önlenir. Bunun için onların kabirlerine giderek ihtiyaçları için onlara seslenirler ve bu iddialarına delil olarak onların keramet gösterebildiklerini getirirler. Bunun için derler ki:

"Bu velilerden kimileri abdaldırlar, kimileri nakib, kimileri evtad ve kimisi de nüceba, kimi yetmişlerden, kimisi de yedilerdendir, kimi kırklardan ve kimisi de dörtlerdendir. Kimisi de kutuptur ki, bu, halk arasında ğavs diye tabir edilen kimsedir. Kuşkusuz her şey bunda biter."

Bu bakımdan bunlar için kurbanlar keser ve adaklar adarlar, bunun caizliğinden dem vururlar. Bu kurban ve adakta bunlar için ecir tesbit ederler.

Doğrusu bu öyle bir sözdür ki, burada hem ifrat hem de tefrit vardır. Hatta dahası bunda ebedi helak ve azap vardır. Çünkü bu ifadelerin neresinden bakılırsa hep şirk kokmakta, Allah (c.c.) tarafından dosdoğru olarak gönderilmiş bulunan bu Kitaba aykırılık bulunmakta, müçtehit imamların akideleriyle çelişmekte, ümmetin üzerinde toplandığı gerçeğe aykırı düşmektedir. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Onların gizlice söyleşmelerinin çoğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka vermeyi veya iyilikte bulunmayı, yada insanların arasını düzeltmeyi emredenlerinki başka. Kim Allah'ın rızasını isteyerek böyle yaparsa, artık ona büyük bir ecir vereceğiz."     (Nisa: 4/114)

Velilerin hayatta iken de ölümlerinden sonra da tasarruf yetkisine sahip oldukları iddiasını aşağıdaki ayet reddetmektedir. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Ya da yeryüzünü bir karar yeri kılan, onun arasında ırmaklar var eden ve ona (yeryüzü için) sarsılmaz dağlar yaratan ve iki deniz arasında bir engel (haciz) koyan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Hayır onların çoğu bilmiyorlar. Ya sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, kendisine dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Ne az öğüt alıp düşünüyorsunuz. Ya da karanın ve denizin karanlıkları içinde size yol gösteren ve rahmetinin önüne rüzgarları müjde vericiler olarak gönderen mi? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Allah, onların şirk koştuklarından yücedir. Ya da halkı sürekli yaratmakta olan, sonra onu iade edecek olan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? De ki: "Eğer doğru söylüyor iseniz, kesin delilinizi getiriniz." (Neml: 27/61-64)

"Gerçekten sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva eden Allah'tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, güneşe, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratma da, emir de (yalnızca) O'nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir." (A'raf: 7/54)

"Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah, her şeye güç yetirendir." (Al-i İmran: 3/189)

"Ey kitap ehli! Elçilerin arası kesildiği dönemde: "Bize müjdeci de, bir uyarıcı da gelmedi" demeyesiniz diye size apaçık anlatan elçimiz geldi. Böylece müjdeci de, uyarıcı da gelmiştir artık. Allah her şeye güç yetirendir." (Maide: 5/19)

"Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz oradan inin. Artık size benden bir yol gösterici gelecektir. Kim benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz." (Ta-Ha: 20/123)

"Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır ve dönüş yalnızca O'nadır." (Nur: 24/42)

"Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Dilediğine dişiler armağan eder, dilediğine de erkek armağan eder."    (Şura: 42/49)

"Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Kıyamet saatinin kopacağı gün (işte) o gün, batılda olanlar hüsrana uğrayacaklardır." (Ahkaf: 45/27)

"Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; dilediğine mağfiret eder, dilediğini azaplandırır. Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir." (Fetih: 48/14)

Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır (c.c.) diye başlayan bir çok ayet hep bu gerçekleri dile getirmektedir ve bunların sayılan Kur'an'da oldukça fazladır. Çünkü bu ayetler yaratmada, tedbir, tasarruf ve takdirde Allah'ın (c.c.) tek olduğunu, ortağı bulunmadığını göstermektedir. Başka hiçbir kimsenin ve varlığın bunda şu veya bu anlamda herhangi bir rolü ve etkinliği yoktur. Çünkü her şey Allah'ın (c.c.) mülkü, kahrı ve tasarrufu altındadır. Öldürme ve yaratma da böyledir. Kaldı ki Kur'an ayetlerinde Allah'ın (c.c.) mülkünde bir tek olduğu övgüyle anlatılmaktadır.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

"Ey insanlar! Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah'ın dışında başka bir yaratıcı var mı? O'ndan başka ibadete layık ilah yoktur. Öyleyse nasıl oluyorda çevriliyorsunuz."  (Fatır: 35/3)

"De ki: "Siz Allah dışında taptığınız ortakları gördünüz mü? Bana haber verin; yerden neyi yaratmışlardır? Yada onların göklerde bir ortaklığı mı var? Yoksa biz onlara bir kitap vermişiz de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler? Hayır! Zulmedenler, birbirlerini aldatmadan başkasını vaad etmiyorlar." (Fatır: 35/40)

Ayrıca tüm ayetlerde: "Allah'tan (c.c.) başka..." ifadesi yer almaktadır ki, bu önemli bir noktadır.Bu manada yanlış bir itikada sahip bulunanlar bu hükmün içinde yer alırlar. Dolayısıyla kim bir velinin veya bir şeytanın kendisine yardım edebileceğine inanırsa bu anlamda tehlikededir. Kendisine bile yardım edemeyen bir kimse, nasıl olur da başkasının imdadına koşabilir ki? Doğrusu bu, oldukça vahim bir söz ve büyük bir şirktir.

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->



Sohbetler

Hava Durumu

Kur'an Hatim Programı

OnlineIPAddress.com

Dizayn © by Osizsiniz

Website Dizayn  © by Osizsiniz